E-Posta: Şifre: Beni Hatırla | Şifremi Unuttum

Akut Lenfositik Lösemi
 











  • ALL Hakkında Genel Bilgiler


    Akut lenfositik lösemi (ALL) bir kan kanseri türüdür. ALL'nin diğer adları akut lenfoblastik lösemi ve akut lenfoid lösemidir.

    ALL ilikteki tek bir hücrenin DNA'sına aldığı genetik hasarın sonucudur. Hastalık sıkca "akut lenfoblastik lösemi" olarakda adlandırılır çünkü normal ilik hücreleriyle yer değiştiren lösemik hücreler (lösemik) lenfoblastdır.

    ALL etkileri:
    1.      “Lenfoblastlar” ya da “lösemik blastlar” denilen hücrelerin kontrolsüz ve abartılı büyümesi ve birikimi, normal kan hücreleri olarak işlevlerini engeller.
    2.      Normal ilik hücrelerinin oluşumunu engellerler, buda kandaki kırmızı hücrelerin (anemi), plateletlerin (trombositopeni), ve normal beyaz hücrelerin özellikle nötrofillerin (nötropeni) yetersizliğine neden olur


    Hastalık rehberi için tıklayınız

    Hastalar ve Bakıcılar rehberi için tıklayınız
  • Yineleyen veya Refrakter ALL


    Bazı hastalarda tedavi sonrasında remisyon elde edilir; ancak daha sonra ALL hücreleri tekrar ortaya çıkabilir. Bu duruma yineleme adı verilir. Bazı ALL hastalarında ise tedavi sonrasında bile kemik iliğinde ALL hücreleri bulunabilir (refrakter lösemi).
    Yineleme olan hastalarda aynı ilaçlar kullanılabileceği gibi, farklı ilaçlar da kullanılabilir. Yineleme olan veya refrakter ALL görülen bazı çocuklarda (1 ile 21 yaş arası) klofarabin adı verilen bir ilaç kullanılabilir.
    Refrakter lösemi durumunda, hastanın ilk tedavisinde kullanılmayan ilaçlar kullanılmalıdır. Allojenik kök hücre nakli de uygulanabilir.

     

  • Belirti ve Bulgular


    Akut lenfositik lösemili hastalar iyilik hissini kaybediyorlar. Fiziksel aktivite boyunca nefes kesilmeleri yaşarlar ve daha çabuk yorulurlar.

    Anemiden kaynaklanan solgun benizleri olabilir. Çok düşük platelet sayısı belirtileri de görülebilir. Bunlardan bazıları nedensiz ya da ufak bir yaralanmada oluşan siyah-ve- mavi lekeler; deri altında oluşan “peteşiler” olarak adlandırılan toplu iğne başı boyutundaki kırmızı noktacıklar; ya da küçük kesilmelerde oluşan ve uzun suren kanamalardır.

    Kemiklerde ve eklem yerlerinde rahatsızlıklar oluşabilir. Nedensiz ateşlenmelerde olasıdır. Lösemik lenfoblastlar lenf sisteminde birikebilirler ve lenf bezleri büyüyebilir. Nadiren, iliğin dışında oluşan lösemik hücrelerin birikimi için kullanılan terim “kloroma” ALL hastalarında oluşabilir.

    Lösemik hücreler beynin ya da omuriliğin kaplamasında birikerek kusmaya ya da baş ağrılarına neden olabilirler. Az sayıdaki hastalarda ise lösemik hücrelerin testislerde toplandığı görülmüştür.

     
  • Tanı


    Bu hastalığın teşhisinde kan ve ilik hücreleri incelenir. Düşük kırmızı hücre ve platelet sayısına ek olarak ışık mikroskobuyla lekeli "boyalı" kan hücrelerinin incelenmesi lösemik blast hücrelerinin görülmesini sağlar. Bu tanı nerdeyse her zaman lösemik hücreleri gösteren kemik iliği aspirasyonu ve biyopsisiyle incelenen ilikle doğrulanır. (Bakınız: Figür 3) Kan ve/veya ilik hücreleri ayrıca aşağıdakiler içinde kullanılır:
     
    ·         Kromozomların sayı ve boyut araştırması ( sitogenetik analiz)
    ·         Genetik test (polimeraz zincir reaksiyonunu kapsayabilir [PCR])
    ·         İmmünofenotiplendirme, hücre yüzeyindeki göstergelerin (antijenlerin) cinslerine göre hücreleri tanımlamak için kullanılan yöntem
    ·         Gerekirse diğer özel araştırmalar 
     
    Bu incelemeler hastaların ALL alt türlerini saptamada önemlidir. Bu analizlerden bazıları tedavinin etkisini görmek için terapi boyunca ve sonrasında tekrarlanmalıdır.
    Figür 3: A tablosu lama yerleştirilmiş sağlıklı ilikte oluşan hücrelerin fotoğrafını gösterir ve hücreleri daha belirgin yapmak için boyalarla lekelendirilmiştir. Hücrelerin görüntüsündeki değişkenlik normal iliğin karakteristikleridir. B tablosu ise akut lenfositik lösemisi olan bir hastanın ilik hücrelerinin fotoğrafıdır. Lösemi blast hücrelerinin değişmemiş görünüşü vardır.

     
  • Nedenler ve Risk faktörleri


    ALL genelde hayatın ilk on yılında görülür, ancak sıklık oranı daha yaşlı hastalarda artar.

    (Bakınız: Figür 2)

    ALL nedenleri açık değildir. Bir kaç faktör gelişen hastalığın risk artışıyla bağlantılıdır.

    Japonya'da atom bombası patlamasının sağ kalanlarında dikkatlice araştırıldığındaki gibi yüksek doz radyasyona maruz kalma ALL faktörlerinden biridir.

    ALL değişik bölgelerde farklı derecelerde oluşur. Yüksek sosyoekonomik gruplarda ve gelişmiş ülkelerde daha yüksek lösemi oranları saptanmıştır. Bunlar ve diğer bulgular çocukların ilk yaşında bakteriyel enfeksiyonlara maruziyet azaltımının etkisinin çocukluk ALL riskini artırdığı konusundaki hipoteze ulaştırmıştır. Ancak, bebeklik döneminde bakteriyel enfeksiyonlardan uzak tutulmasınında hayat kurtaran faydaları vardır.
     
    Bilim adamları yaşam tarzı ve çevresel faktörlerin mümkün olabilecek bağlantısını araştırmaktadır. Araştırmalar bir kaç karmaşık faktörün kapsanabileceğini savunmaktadır. Hastaları ve ailelerini bu hastalığı önlemek için ne yapmalıydılar sorusu oldukça endişelendirir. Ne yazık ki, bu soruya bir cevap henüz bulunamamıştır.
     
    Bazı ALL olguları doğum öncesi dönem boyunca oluşan (uteroda) lenfosit mutasyonuna bağlıdır. Genellikle, lösemi bebeklikte ya da doğumdan sonraki bir kaç yıl içinde teşhis edilir. Ancak, bazı olgularda hastalık gözükmeden önce bir kaç yıl geçebilir. ALL ve diğer belirli kanserlerle, doğumdan sonra ilaveten genetik anormalliklerin olduğu görülmüştür. Buda uteroda çocukluk ALL olgularından daha fazla mutasyon olduğundan hastalığı tetiklemek için kontrolsüz hücre gelişimine neden olur.

  • Tedavi


    Kemoterapi:ALL hastaları teşhisten hemen sonra kemoterapiye baslamalidir. Temel amaç kanda veya ilikte hiç lösemik blast hücreleri kanıtı olmayan remisyona ulaştırmak, normal kan hücreleri oluşumunu geri getirmek ve kan hücreleri sayısını normal düzeyine getirmektir.
     
    Hekimlerin akut lösemili hastaların tedavisi konusunda deneyimli oldukları bir merkezde tedavi görmek önemlidir. Bir çok hasta için yoğun kemoterapi tam emisyona ulaşmak için gereklidir. Başlangıçtaki tedavide bir kaç ilacın karışımı kullanılır. Tablo 2 hastalığın tedavisindeki ilaç gruplarını ve özgün ilaçları listeler.
     
    Tedavi yaklaşımları tüm dünyada yoğun bir şekilde araştırılmaktadır ve burada verilen genel tanımlamalarda farklılıklar vardır. Örneğin, bir hasta burada açıklandığından daha farklı sayıda, farklı sıklıkla, ya da farklı çeşit ilaçlar kullandığı halde doğru ve etkili bir tedavi görüyor olabilir.
    Hastanın yaşı, kandaki az ya da çok lösemili hücre oluşu ve lösemik lenfositlerin cinsleri görünüşleri ile değerlendirilir, immünofenotip ya da kromozom düzeni verilen tedavi çeşidini etkileyebilir.
     
    Hastayı kemoterapiye hazırlamak için cerrahi olarak üst göğüs kafesindeki bir damara kalıcı sonda ya da port yerleştirilir. Kateter ya da diğer adıyla merkezi hat göğsün altındaki deriye yerleştirilir böylece yerinde sıkıca durabilir. Kateterin dışarıda kalan kısmından ilaç, sıvı, ya da kan ürünleri verilebilir, ya da kan örnekleri alınabilir.
     
    Hücrelerin bozulma ürünü olan ürik asit kana girer ve ürinle çıkarılır. Eğer terapi ile ayni anda çok sayıda hücre ölürse, ürindeki ürik asit oranı böbrek taşı oluşturacak kadar yüksek olabilir. Bu da ürin akimini engelleyebilir. Yuksek derecede ürik asidi olan hastalara kandaki birikimi en aza indirmek için allopurinol (Zyloprim®) isimli ilaç verilebilir. Allopurinol ağızdan verilen bir ilaçtır. Bir başka ilaç ise tek intravenöz doz olarak verilen rasburicase (Elitek®) hızla yüksek ürik asit oranını düşürebilir.
     
    İndüksiyon tedavisi:
    İndüksiyon tedavisi terimi tedavinin başlangıç evresi için kullanılır. Kullanılan özellikli ilaçlar, kullanım ve veriliş zamanları hastanın yaşı, löseminin belirli özellikleri ve hastanın genel sağlık durumu gibi bazı faktörlere bağlıdır. Bazı ilaçlar karıştırılabilir. Tablo 3 günümüzde indüksiyon ve indüksiyon sonrası kullanılan ilaç örneklerinden oluşmuştur.





    Merkezi Sinir Sistemi Profilaksileri:
    ALL hücreleri genellikle “meninksler” olarak adlandırılan beyin ya da omurilik zarlarında toplanırlar. Tedavi edilmezlerse meninksler lösemi hücrelerini barındırabilir ve böylece bu bölgede yineleme görülür (meninjiyal lösemi). Bu nedenden dolayı “merkezi sinir sistemi profilaksisi” olarak adlandırılan tedavi bu bölgelerde de uygulanır. Tedavi methotrexate gibi ilaçların spinal kolona enjekte edilmesinden, ya da x-ışınlarıyla merkezi sinir sisteminin kaplanmasından oluşur. Bazen iki tedavi yöntemi de kullanılır. Kemoterapiye daha az uygun olan bölgelere, ağızdan veya damardan verildiğinde “sığınma bölgesi” denebilir.

    Ph-pozitif ALL:
    ALL hastalığıtaşıyan yetişkinlerin beşinden dördünde ve az sayıdaki çocuklarda (yaklaşık yüzde iki ila dört oranında) “Ph-pozitif (Philadelphia-positif)ALL” olarak adlandırılan alttür vardır. Bu ALL alttürüne sahip olan hastalarda kromozom değişikliği BCR-ABL olarak bilinen özel bir gen mutasyonuna neden olur. Bu hastalar diğer çoklu ilaç kemoterapisine ek olarak tirosin kinaz inhibitör ilaçları (TKIs) olan imatinib mesylate, (Gleevec®), dasatinib (Sprycel®) ya da nilotinib (Tasigna®) ile tedavi edilirler. Imatinib tedavisi ile kemoterapi bazı Ph-pozitif ALL hastalarında etkilidir. Dasatinib ve nilotinib imatinib tedavisini kaldıramayan ya da tedaviye cevap vermeyen Ph-pozitif ALL hastalarında ya da bu tedaviye direnç sağlamış hastalarda kullanılır. TKIs bir çok hastada BCR-ABL gen değişiminin lösemiye neden olan etkilerini önler. TKIs tek başına kullanıldığında ALL hastalarının iyileşmesini sağlayamadığı için bu ilaçlar kemoterapi ile karıştırılarak kullanılır. Ph-pozitif ALL için bu yaklaşımların faydaları araştırılmaktadır. Ph-pozitif ALL tedavisi için diğer yeni ilaçlar ve bileşimler klinik denelerde incelenmektedir. Klinik denemeler hakkında daha fazla bilgi ileri sayfalardadır.
     
    Çocukluk – Yetişkinlik ALL Cinsleri:
    ALL alışılmadık bir yaş dağılımına sahiptir. Diğer lösemi çeşitlerinde daha yaşlı insanların hastalığa yakalanması olasıdır. ALL’ de ise küçük çocuklar daha çok bu hastalığa yakalanırlar. Hastalığın oluşma riskinin yaş zirvesi dört olup, yaklaşık 50 yaşına kadar bu risk giderek azalır. 50 yaşında ise özellikle erkeklerde rastlantı yeniden artar.
    Remisyon oranı ve devam sürecinin yetişkinlerde ilerlemesine rağmen, güncel terapi yüksek oranda uzatılmış remisyon oranları (beş yıldan fazla) sağlamamıştır, ve çocuklar için mümkün çarelerdir. Yetişkinlerde görülen ALL çocuklardakine kıyaslandığında tedaviye daha dirençlidir; yeni ve daha gelişmiş ALL tedavi yöntemleri gereklidir.
     
    Post-remisyon Tedavisi:
    Kan ve ilik incelemelerinde artakalan lösemi hücreleri görülemese de remisyon sonrası geride kalmışlardır ve bu yüzden en iyi ALL tedavisi ek olarak remisyon-sonrası yoğun bir terapi gerektirir. İndüksiyon aşamasındaki gibi, hastanın yaşı, yoğun tedaviyi kaldırabilme yeteneği, sitogenetik bulgular, kök hücre donör uygunluğu ve diğer faktörler yaklaşımları etkileyebilir. Çoğu olguda, remisyon sonrası kemoterapi indüksiyon tedavisinde kullanılmayan ilaçları kapsar.
     
    Minimal Rezidüel Hastalık
    Hassas moleküler teknikler kan veya ilik normal gözüktüğünde bile az miktarda ki rezidüel lösemi hücrelerinin tanımını sağlarlar. Bu yaklaşım lösemi hücrelerinin bulunabilir moleküler anormallikleri olduğunda kullanılabilir. Ayrıca, remisyondaki hastaların daha duyarlı bir şekilde takip edilmesini sağlayarak, ek tedavinin gerekip gerekmediği belirler. Tedavinin 29. gününde (indüksiyon sonu) MRD bulunuşu ek indüksiyon tedavisinin gerekirliği konusunda faydalıdır.
     
    Kök Hücre Transplantasyonu
    Allojenikkökhücre transplantasyonuyoğunkemoterapi ya daradyasyon terapisi sonrası hastaların iliklerini yenileyebilen bir tekniktir. Remisyondaki yaklaşık bir ve 50 yaş arasındaki hastalar bu nakil için aday olabilirler.Nakil içinhastanın aynı doku cinsine (HLA cinsi) sahip olan sağlıklı bir donörün iliği gereklidir. Kaynak HLA-uyumlu kardeşler, ya da aileden olmayan ancak uyumlu doku cinsine sahip biri olabilir. İliğin kök hücreleri kan bankası tutumundaki gibi dondurulup, saklanabilir ve benzer doku yapısına sahip donör bulunamadığı takdirde muhtemel hastalarda kullanılabilir.
     
    Nakil yapım kararı löseminin özelliklerine, hastanın yaşına ve hastanın ( ya da ailesinin) olası faydalarını ve risklerini anlayışına bağlıdır.
     
    Otologöz kökhücre infüzyonu bazı lösemi cinsleri için diğer bir tedavidir. Bu teknik hastanın kanından veya iliğinden alınan kendi kök hücrelerinin saklanması, daha sonra kullanılmak için dondurulması ve yoğun kemoterapi yada radyoterapi sonrası eriterek hastaya aşılanmasından oluşur. Bazı ALL hastaları allojenik kök hücre transplantasyonu için uygun değilse ya da tedaviye iyi cevap vermiyorsa otologöz kök hücre infüzyonu değerlendirilebilir.
     
    Çoğu çocuk (yaklaşık yüzde 75-80) kök hücre transplantasyonuna gerek duymaz. İyi seyirli bir çocuk hastalığı tedaviye zayıf yanıt vermedikçe ya da nüksetmedikçe kök hücre transplantasyonuna adaydır. Transplantasyon geçiren çocuklarda ilişkisiz HLA-uyumlu bağışçı kullanımı ilişkili HLA-uyumlu bağışçı (örneğin kardeşler) kullanımı kadar başarılıdır ve bu da kök hücre transplantasyonu kayıtlarından daha çok sayıda uygun donör oluşunu sağlar.

     
  • Tedavinin Yan Etkileri


    ALL normal kan hücre oluşumunu azaltır, ve kemoterapininde etkisiyle bu oran giderek düşer. Kemoterapi etkili olduğunda ilikteki kan hücreleri gibi lösemili hücre oluşumu da engellenir, bu da kandaki kırmızı hücrelerin (anemi), fagositlerin (nötropeni, monositopeni), ve plateletlerin (trombositopeni) şiddetli yetmezliğine neden olur. Kırmızı hücrelerin ve genellikle plateletlerin nakli gerekebilir, ve düşük beyaz hücre sayısından kaynaklanan enfeksiyonları engellemek ya da tedavi etmek için terapi gerekebilir. Kırmızı hücreler ve platelet nakilleri tedavinin olumlu etkileri görülene ve kan hücre sayısı normale dönmeye başlayana kadar bu hücrelerden yeterince bulunmasında etkilidir.
     
    Ateş yükselmesi ve üşümeye başlama çok düşük beyaz hücre yoğunluğundan kaynaklanan enfeksiyonların belirtileri olabilir. Bu hastalarda, devamlı öksürük, enfeksiyonlara duyarlılık, boğaz ağrısı, ürinasyonda ağrı, sık gaita kaybı ya da enfeksiyon belirtileri olabilir. Tüm ziyaretçilerin ve sağlık çalışanların sürekli ellerini yıkamaları ve merkezi hattın titizliği enfeksiyon riskini azaltma açısından önemlidir. Merkezi hat enfeksiyonlara ya da tromboza (pıhtı oluşumuna) neden olabilir. Bu etkiler antibiyotikle tedaviye, pıhtılaşmayı önleyici ilaçların (antikoagulanlar) kullanımına, ya da merkezi hattın alınmasına neden olabilir.

    Bakterilerin oluşma bölgesi olan dişetlerinin bakımı da enfeksiyonların önlenmesi için önemli bir bölgedir.
     
    Antibiyotik terapisi fagositlerin (monositler ve nötrofiller, mikrop-yiyen hücreler) bozukluğundan kaynaklanan enfeksiyonların tedavisinde önemlidir. Ciltte ve burunda, ağızda, ya da kalın bağırsakta (kolon) normalde bulunan bakteriler ve mantarlar veya diğer insanlardan ya da çevreden aktarılanlar bu süre içerisinde enfeksiyon kapabilirler. Normal bağışçılardan beyaz hücre saklama yöntemleri ise gelişmiştir, böylece kan fagositleri yeterli miktarda alınarak çocuklara veya daha genç yetişkinlere aktarılabilir. Eğer enfeksiyon şiddetliyse ve antibiyotiklere yetersiz yanıt veriyorsa bu tedavi yöntemi garanti verir. 
     
    Fagositlerin oluşumunu canlandıran kan hücresi geliştirme faktörleri kullanımı beyaz hücre sayısının az olduğu süreyi azaltabilir. En çok kullanılan geliştirme faktörleri granülosit koloni uyarıcı faktörü (G-CSF) ve granülosit makrofaj koloni stimulan faktörüdür (GM-CSF). Bu ajanlar sadece çocuklardaki özel durumlarda kullanılır.
     
    Çoğu hastada, normal kan hücresi oluşumu tedavi tamamlandıktan sonraki bir kaç haftada döner; daha sonra hücrelerin nakli ya da antibiyotik kullanımı gerekmeyecektir. Kan hücre sayısı giderek normale döner, kişi sağlıklı kabul edilir ve kanda veya ilikte lösemili hücre bulunamaz. Bu bir remisyondur. Bu aşamada, arta kalan lösemi hücreleri aktif değildir. Normal kan hücre oluşumunu engellemezler, ancak yeniden büyüme ve löseminin nüksetmesine neden olma riski taşırlar. Bu sebepten dolayı kemoterapi şeklindeki ek tedavi devam eder.
    Kemoterapi yüksek oranda hücre doğumunu (hücre bölünmesi) gerektiren dokuları işlevlerini görmeleri için etkiler. Yüksek orandaki hücre devri ağızdaki, ciltteki, bağırsaklardaki ve saç kökündeki zarlarda oluşabilir. Bu durum kemoterapiden sonra neden ağzın ülser olduğunu, ishali ve saç kaybının çok görüldüğünü açıklar. Kaşıntılarda olabilir.
     
    Bulantı ve kusma tedavinin ıstırap verici özellikleridir. Nedenleri karışık olabilir. Etkileri bağırsaklardaki ve beyin merkezlerindeki faaliyetlerin sonucudur ve bu yüzden tetiklendiğinde kusmaya neden olur. Neyse ki, bulantıyı ve kusmayı gidermek için verilen ilaçlar bu ıstırap verici özellikleri giderir ya da azaltırlar.

    Bazı ALL hastaları ise akupunktur tedavisini kemoterapiye bağlı bulantı ve kusma giderici olarak faydalı bulabilirler.

    Tedavinin Uzun Vadeli Ve Gecikmiş Etkileri 

    Kanser tedavisinin uzun vadeli etkileri tedavi bittikten sonraki aylar veya yıllarca süren, ilaçlardan-kaynaklanan yorgunluk gibi tıbbi problemlerdir.

    Gecikmiş etkileri ise tedavi bittikten yıllar sonra ortaya çıkabilecek ya da görülebilecek medikal problemlerdir. Gecikmiş etkilerin bir örneği kalp hastalığıdır. ALL hastalığı için tedavi gören herkes uzun vadeli veya gecikmiş etki oluşturmaz. Bazı faktörler bu riski artırabilir; örneğin tedavinin cinsi ve süreci, tedavi dönemindeki yas, hastanın genel sağlığı ve cinsiyeti gibi.
     
    Daunorubicin (Cerubidine®) gibi antrasiklinler çocuklardaki veya yetişkinlerdeki ALL’yi tedavi etmek için kullanılabilir. Ancak, bunlar kalp kası hasarı ya da kronik kalp yetmezliğine neden olabilir. Göğüs radyasyonu bu kemoterapik ajanlarla kullanıldığında, daha düşük dozdaki ilaçlarda bile kalp yetmezliği riskini oluşturur.
     
    Çocuklar öğrenmeyi etkileyen uzun veya kısa vadeli yan etkiler görebilirler. Okula geri dönme, odak noktaları hastalığı yenme olan ailelere yeni zorluklar getirebilir. Olası yan etkilerin farkında olarak ve okuldaki yetkililerle beraber çalışarak aileler çocuklarına yardım edebilirler.
     
    ALL hastalığı olan çocukların tedavisi gelişme geriliğine veya kısırlığa neden olabilir. Osteoporoz ve ikincil malign neoplazmı oluşumu ALL taşıyan, ilaçlarla ve radyasyonla tedavi gören veya kök hücre transplantasyonu olan çocuklarda görülmüştür.
     
    İlaç tedavisi, radyasyon terapisi, ve kök hücre transplantasyonu gören yetişkinler ise doğurganlık sorunu, tiroit anormalliği, bilişsel bozukluk, ve ikincil malign neoplazmı riski taşırlar. 

     
  • Ph-pozitif ALL - İndüksiyon/İndüksiyon Sonrası


    Erişkin ALL hastalarının beşte biri ve çocuk ALL hastalarının kçük bir bölümünde Ph-pozitif (Philadelphia-pozitif) ALL mevcuttur.

    Ph-pozitif ALL, imatinib mesilat veya dasatinib ve nilotinib gibi benzer ilaçlarla tedavi edilebilir. Bu ilaçlar kemoterapi ile birlikte verilir. İmatinib veya Dasatinib veya Nilotinib ağız yoluyla uygulanır. Ph-pozitif hastalarda bu tedavinin etkinliği halen araştırılmaktadır.

    İndüksiyon sonrası tedavide İmatinib (veya benzer bir ilaç) diğer ilaçlarla birlikte uygulanır. Ph-pozitif ALL hastalarında genellikle indüksiyon sonrası tedavi tamamlandıktan sonra da İmatinib (veya benzer bir ilaç) kullanımına devam edilir.

    Allojenik kök hücre nakli

    Allojenik kök hücre nakli bazı ALL hastalarının tedavisinde uygulanır. Nakil yapmanın esas amacı, yüksek dozda kemoterapi veya radyoterapi uygulayarak ALL hücrelerinin yok edilmesidir. Ancak, bu durum kemik iliğindeki sağlıklı hücreleri de öldürür. Nakledilen kök hücreler sayesinde yeni alyuvar, akyuvar ve trombositler üretilir.
    Allojenik kök hücre nakli yüksek riskli bir işlemdir. Bu nedenle, bazı ALL hastaları için iyi bir seçenek değildir. Allojenik kök hücre nakli, aşağıdaki şartları taşıyan erişkin ALL hastaları için iyi bir tedavi seçeneğidir:

    -Diğer tedavi yöntemlerinin işe yaramaması
    -Kök hücre naklinden beklenen yararın risklerden fazla olması
    Verici bulunması
     

    Çocuklarda aşağıdaki durumlar dışında kök hücre nakli tercih edilmez:

    -Çocuktaki ALL türünün kemoterapiye iyi yanıt verme şansının düşük olması
    -Kemoterapinin işe yaramaması
    -ALL’ nin yinelemesi

     
  • Klinik Çalışmalar


    Klinik çalışmalar yeni ilaç ve tedavi bulmak veya onaylanmış ilaç ve tedavilerin yeni kullanım alanlarını araştırmak için yapılır. Devam etmekte olan bazı çalışma türleri şunlardır:
    Kromozom değişiklikleri türü gibi hastadaki lösemi alt tipine dayanan, lösemiye özgü tedaviler üzerinde çalışılmaktadır.

    İlaçlar, bazı hastalardaki AML hücrelerini diğer hastalardaki kadar kolayca öldüremeyebilir. Buna ilaç direnci adı verilir. Araştırıcılar, bazı AML hücrelerinin neden kemoterapiye dirençli olduğunu açıklamaya çalışmaktadır. Bu sayede daha iyi tedavilerin geliştirilmesi mümkün olacaktır.

    Bilim adamları immünoterapi adı verilen, vücudun doğal savunma sistemlerini güçlendirmeyi hedefleyen tedavi yöntemleri üzerinde çalışmaktadır.

    Tedavi sırasında normal kan hücreleri elde etmek için kan hücresi büyüme faktörleri kullanılabilir.

    Bilim adamları, normal bir hücrenin ALL hücresine dönüşmesine yol açan genetik değişiklikleri tam olarak belirlemeye çalışmaktadır. Bu araştırmalar yeni tedavilerin geliştirilmesini sağlayacaktır. Bu tedaviler, kansere yol açan onkogen adı verilen genlerin etkilerini bloke edebilir.

    Genetik profilleme, yakın gelecekte farklı lösemi türlerinde daha özgün tedavilerin geliştirilmesi için daha fazla kullanılacaktır. ALL’ ye karşı yeni hedefe yönelik tedavi yöntemleri üzerinde çalışılmaktadır.

     


« Geri

İçerik Ortaklarımız

Novartis Onkoloji'nin karşılıksız eğitim katkılarıyla